sarı sayfaların adını sonbahar koydular… kimi dökülen yapraklarının ömrünü biçti bu kağıda. mevsimlerden gelen sonbahar olunca, adını ölüm ayı koydular. bir çok ad verdiler sonbahara, hastalık oldu, ölüm oldu, koca bir yaprak dökümü oldu. sonbaharda açan güneş bile yalancıydı, kandırıyordu..samimmi değildi hiç birşeyi sonbaharın. açan çiçek bile uzun ömürlü olmazdı sonbaharda, tükenirdi hemen yaprakları. ne çiçeği kalırdı dibinde bırakacağı ne bir avuç toprağı.
sessiz gidişlerin adıydı sonbahar. yürek burkan ayak seslerin kimsesizliğe bürünüş hali. bir adım uzağında seslensen duymayan kulağıydı çınlayan titrek sesimin. iç burkması belki o yüzdendi, bir avuç toprak başında açamayan sararmış tomurcuklara, gözyaşı ile hayat verme çabası ve sonunda yok olup gitmesiydi yağan karın altında.
bir iç çekişiydi sonbahar… kimsiz kimsesiz bir köşe başında, yağan yağmurun altında titrerken elleri, bakarken aşağıdan bir cam kenarına.. yakarmı benimle bir sigara diye umarsızca diretmesiydi kendine tüm olasılıksızları…
bir umudun tükenmesiydi sonbahar… hastayı ölüme doğru yolcu etmeye hazırlanırken, acısından yüzüne bakamamak gibi. daha fazla hissetmemek için içimdeki yangını umarsızca yatıp bir daha uyanmamak gibiydi hayata.
tüm bu direnişlerin sonunda küçük bir damla gözyaşımın inatla içimde kalma savaşının sona ermesiydi biriktirdiklerim… koca bir sel olmuştu yüreğimin yangını, ateşten aldığım her damla biraz daha sürükledi külleriyle beni toprağına. gördüğüm hiç bir düşe benzemiyordu üstelik, ellerime baktım..gerçekten ağlıyordum bu defa.
kimsesizliğimin ya da sensizliğimin adını koydum; sonbaharım…
ben seni sonbaharda sevdim… ilk baharda tükettim… sonra hiç yaz görmedim.
şimdi bir rüyaya dalma vaktidir gözlerim.