Arşivler

All posts for the month Şubat, 2012

masallar diyarı…

Published Şubat 27, 2012 by umudun güncesi

kırık düşleri terkediyorum… hiç bir zaman tam olamadıklarının verdiği elem beni bir kat daha ben olarak, adım adım uzaklaştırmakta.

bir varmış bir yokmuş diye bıraktığım tüm masallarda, adın bir öncekinin sonu oluyor,sebebini anlayamasamda. 

tüm olumsuzlukları olumlu kılma çabamın içinde teker teker eriyor kendimden uzaklaşanlar. bir adım daha yalnız olmasak,inanırdık belki masalların gerçek olacağına. 

yazgıları terkediyorum…

yine bir çıkmaza saptı yolum. boş bir duvara bakıyorum, hikayesini bana anlatsın diye. kendimi dinliyorum sessizlik içinde. kendi çığlıma kendim kayıbım,kayıtsızım.

boş gözlerle izliyorum adımın geçtiği küçük sanrıları. ne kadar haykırmaya çalışsam da aksini, inatla bastırılıyor sesim bir kuyudan aşağı.

yaşadığım kuklalar cenneti…yazgım; onları insana çevirme imkansızlığı.

her sahnede farklı yalanlar yontmuş tahtayı,tutulmayan sözler şekil vermiş ellerine,yüzüne… kayıp ruhlar tıkanmış göğsüne,kalp dilediğim yerde,boş bir çığlık karşılıyor gözlerimi. tek gördüğüm onlara ait olmayan gözyaşlarıydı… onlar hiç bir zaman yoklardı ki, ağlasınlar…

bir masalda ufacık bir mucizeye yer verilir. ama yoktu benim sokağımda yaşayan bir mucize. o yüzden beklentiler hep dipte saklanırdı. onların yüzeye çıkma ihtimali, bir balığın oltayı akıl edip intiharına sebep vermemesi kadar az imkanlı kılınmıştı.  mümkün kıldığım ihtimallerse, ihtimal olmaktan çıkmıştı. üzerine bir kaç damla gözyaşı, birde ufak  kıvılcım, tutuşan güncenin sayfalarına eş değerdi külleri.

tüm masallar yazıldığı kadar tutarsızdı. herşey sanki her satır gibi baştan başlıyordu. üstelik hiç biri, bir öncekinin anlamını ya da sonucunu yansıtmıyordu. küçük ama anlamlı mesajlar serisi bulunmalıydı. hiç biri böyle yap demiyordu, onun yerine sosyal mesaj kaygısı yaşayan örnekleme cümlelere mahkum kalıyordu gözlerim. 

kaçışsal bakış açısı yaşamaktansa ardıma bakmadan koşmayı yeğlerim olgusu modaydı belki şimdilerde. anlaşılması zor fakat tek hecelik cümleler serisi kurmaktan daha kolaydı yaşaması. eylemsiz… fakat çok mesaj içeren. 

farkının anlamı bir pinokyonun çocuğa dönüşmesi kadar mümkündü sadece.

kendi hayatını tutarsızca yaşayanların geride bıraktığı sanrıları görmezden gelerek yürüyorum bir adım daha. 

bir varmış bir yokmuş…

masallar diyarından geçen küçük bir kız, kendi sokağında oyuna dalmadan önce, boş bir duvara hikayesini anlatmış. 

bu defa ardında hiç birşey bırakmamış. ateşe attığı tüm kuklalara bir tebessüm edip, pembe siyah düşünde yeni hikayelere dalmış…

düş sanrıları

Published Şubat 13, 2012 by umudun güncesi

başka bir kavşağa saptığımda,karşıma yorucu cümlelerin çıkacağını biliyordum. en acıtan, en yok sayılandan gelirmiş meğer. bilinmezdi harflerin iki denklemli olduğu. 

her satır arasında, boş bir kağıdı doldurmak için çırpınan kelimelerin sessizliğe bürünmüş hali, çığlık atıyor olmalarından daha kaygı vericiydi. kelimeler konuşulmuyor sadece duyuluyordu oysa… iki cümle arası bir neşter etkisi yaratıyordu göğsümün orta yerinde. 

bir mahşer yeri gibiydi karanlık. cümleler aktıkça arkamdan, titriyordu ruhum derinlerde. bir kaygı taşımadan yok olabilirmiydi birden cümlelerim. peki ya sonunu getiremezsem kelimelerin? susuyordum sadece… sessizlik altın değerindeydi benim için. 

kimsesiz bir kadını gördüm, bir betonermenin altında kan ağlamaktaydı içli içli. yanına vardığımda görmüyordu beni gözleri. konuşmaya çalıştım,duymadı. sonra oturdum yanına bende ağlamaya başladım. birden çevirdi başını, yüzüme baktı. o an bir çığlık atıp koşmaya başladı. yetmedi kelimelerim ne kadar arkasından koşsam da. o hep yalnızdı. ne zaman elimi uzatsam için için kusardı öfkesini. yorulmuştum artık, ardından değil koşmak, yüzüne bile bakmıyordum artık. 

devamını getirmedim… çünkü devam etmeye değen bir neden göremedim

yolsuzluk,yokluk boyunca sürüklüyorsa adımı arkasından sessiz sedasız. iki dudak arası bir yalnızlık ömre bedeldi. bunu kiminin öğrenmesi için daha çok yenilmesi gerekti. bazıları hiç bilmeyecek. bir sonbahar yaprağının ardından sürüklenip gideceklerdi. 

bir düğüm orta buluyorsa, her düğüm bir öncekinin nedeni, her ilmek bir sonrakine sebep veriyorsa, makas değil, baştan aşağı ateşe vermekti çözümü.

ben tutabildiklerimi ateşe attım. 

bir önceki çıkmazda toprağı bol olsun diye minnet ettiklerim, o toprakta beni değil kendi çamurlarını ben niyetine ezdiler sadece. 

niyet ettim…kendi rızam için, selasız gönderdiğim bir cesedin unutulmuş küllerine.

kapan gözlerim, başka bir düşü küle çevirme zamanıdır şimdi.

doğmamış sancılar…

Published Şubat 9, 2012 by umudun güncesi

doğmamış sancılarıma ufacık bir mektuptur bu…

acısını yaşadığım, elimi uzattığım.. fakat ne yaparsam yapayım bir türlü uzanamadığım, küçücük bir düş sancısıdır bu.

gözlerimin yok saydığı, kelimelerin bile anlatamayacağı ufacık yürek tüpürtülerinin  çaresizliğe yansımış hali.

varlığını bilemediğim..yanımda olsun diye can çekiştiğim görünmez kızıma:

bal gözlerinden akan damlalara canım feda. akmasın gözlerinden yaşlar, dinmiyor yüreğimin yangını. ulaşamadım ne yapsam sana. bir adım hayaldin benim için. bu dünyada yaşatamadım seni. var edemedi ellerim seni. bilemezdim nefessiz kalacağını, ben olsaydım nefesin ben verebilseydim canımı keşke…

minicik ellerini tutamadım canım kızım. eteğime tutunduğun vakit “annem” dediğinde,alıp saklayabilseydim nefesimle seni keşke…

küçücük dudaklarının arasından çıkan her kelimeye feda olsun ömrüm. bir kez daha duyabilsem sesini keşke…

saçlarını okşayamadı parmaklarım, benim yerime o yabancı eller tuttu ellerini. almak istediğimde ellerimin arasına bedenini,koştum canımı parçalarcasına…yetemedim alıp götürdüler seni,kopardılar benden. gücüm yetemedi, yetebilseydi keşke…

keşkelerimin sahibi,küçük yol arkadaşım..Güneşim…

çığlıklarım kifayetsiz. bir gecelik rüyadan ibaret görüntün kazındı zihnime. en çok senin yokluğuna acıdı içim. en çok sensizlik burktu yüreğimi. olmadığın bir dünyada tek başıma kimsesiz yaşıyorum şimdi.

olmayan kokunu özledim…varlığın olmasa da gül canım kızım.

keşke bir günüm daha olsa geceye karışmadan, bu defa sarıp saklayabilsem seni…

kapan gözlerim,buruk bir rüyaya dalma vaktidir şimdi. 

 

not: bu yazı sadece dinlediğim nefes grubunun “siyah” adlı şarkısından esinlenerek, ufacık bir zaman diliminde gördüğüm rüyanın kelimelere dökülmüş halidir.

Düş sanrıları…

Published Şubat 6, 2012 by umudun güncesi

Bir labirent gibi karşılıyor şehrin karanlığı beni.

Her dönemeçten sonrası başka hikâyelere açılıyordu her kapı. Başımı uzattığımda bir yerden, ortada bir park fark ettim. Meğerse dinlenmek için bekliyormuş çocukluğum orada, bir damla nefes alabilmek için.

Mavi bir kaydıraktan süzülürken aşağı, küçük bir su birikintisiyle kayboluyor gözlerinden kum taneleri zaman niyetine. fark etmemişim bir yalan içinde yaşadığımı, üstelik engel olamadan kayıp gittiğini görüyorum zamanın ellerimin arasından.

Pembe bir tahterevalli sallanıyor kendi başına, görünürde  yapayalnız. Bir adım atabilirmiyim diye düşünürken çoktan dolduğunu görüyorum oturaklarının.  Meğer her görünmeyeni, görünür kılma çabam doldurmuyormuş boşlukları, aslında hiç var olmadıkları yerde bırakmak gerek düş kırıklarını. Çünkü onlar hiç yoktular…

Yeşil salıncaklar çarpıyor gözüme, öyle ihtişamlı görünüyorlar ki sabırsızlanıyorum salınırken kuracağım hayaller için. Yaklaştıkça yanına pas tutmuş elleri çıkıyor ortaya. Gördüklerim çamura bulanmış bir balçığı anımsatıyor hem de bunalımlı.Meğer gözden uzakken ihtişamlı görünen bu güzellik, yanına vardığımda kimliği olmayan bir kişiliksize bürünmüş aniden. Canımı yakma isteği işin cabası…

Bütün bu acımasızlığı bir çocuk parkına çeviriyor ruhum. Zihnimin boşluklarını bir oyunda dolduruyorum gözlerden uzak. Teselli cümleleri olmadan, sadece küçük bir çocuk oyun oynuyor geçmişiyle. Ben ise izliyorum sadece zihnimin bir köşesinde. Yorulmasını istemiyorum, uyanmasını da… Çünkü biteceğinden korkuyorum, küçük ellerinde tuttuğu umut zerreciklerinin.

Aslında her insanın hayatı bir panayır olsa acıları eğlence olmalı belki de. Çünkü bunu başarabilirse insan, bakmıyor eksik geçmişine ya da eskisi gibi acıtmıyor yarası, yüreğinin derinliklerini.

Benim için her dönemeçten sonrası farklı bir hikâye. Her sokak bir öncekinin çıkmazı bu labirentte. Kaçış yolu yok, karşımda ya kocaman duvarlar ya da bomboş mezarlar, içini insan olamayanların kayıp ruhları beslemekte.

Karanlıktır şehrimin sokakları, gece misali gün yeni doğar ya da batmaya yakındır genelde. Uzaktan bakmaya bazıları cesaret  edemese de, ben ismimi verdim bu şehire.  

Kırık bir lacivertten kalma geceyi terk ederken gözlerim, pembe siyah bir düş karşılıyor bedenimi. 

Uyan gözlerim, başka bir düşe renk verme zamanıdır şimdi.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 29 other followers